Bir bölümü zaten başlamış olan ama
medya tarafından görülmeyen, görülmek istenmeyen…
Bir bölümü ise yeni ortaya
çıkan olaylarla dikkat çekmeye başlayan değişim rüzgârları politikaya egemen
olmaya başladı.
AKP’nin ve CHP’nin, kamuoyu tarafından algılanan imajları,
rolleri ciddi değişimlere uğruyor…
İktidar yanlısı medya ne kadar görmezden
gelmeye çabalarsa çabalasın, artık bazı gerçekler su yüzüne
çıkıyor.
***
Birinci olarak, statükoya karşı iktidara geldiğini öne süren
AKP artık iyice, hem devraldığı hem de kendi yarattığı statükonun temsilcisi
durumuna geldi.
Zaten tam hâkim olduğu bürokrasiye ek olarak, devletin, yani
ordunun, yargının, üniversitelerin ve özerk, yarı özerk kurumların tam
denetimini ele geçirince, bu kurumlardaki geleneklerin ve kendi yarattığı
değişmelerin koruyucusu, savunucusu, statükonun temsilcisi oldu.
İkinci
olarak, CHP, iktidar ve iktidar çizgisindeki medya tarafından sürekli olarak
suçlandığı haksız eleştirilerden bir ölçüde de olsa kurtuldu, özellikle Kürt
sorununun çözümü açısından değişimin öncüsü haline geldi.
Aslında CHP uzun
bir süredir değişimin öncülüğünü ve sözcülüğünü yapıyordu ama kimse buna kulak
asmıyordu…
Hukuk devleti ve sosyal devlet konusundaki önerileri, eğitim,
sosyal güvenlik, insan ve kadın hakları projeleri tam bir değişim
programıydı…
Fakat iktidar yanlılarının her türlü sesi bastıran gürültülü
korosu bu gerçeği bastırıyordu.
Aynı durum Meclis çalışmaları bakımından da
geçerliydi:
Örneğin Meclis’e verdiği “faili meçhul cinayetler soruşturması”
önergeleri sayısız kez iktidarın oylarıyla reddedilmişti ama kimse bunun
üzerinde durmuyordu…
Üçüncü olarak, AKP iktidarının iddia ettiği “değişim”
ile aslında demokratik rejimi altüst eden otoriter ve dogmatik bir yapı
hedeflediği artık iyice anlaşıldı:
Uludere faciası, kürtaj konusu, 4+4+4
eğitim projesi, THY grevinden sonra gelen grev yasağı, başkanlık rejimi
tartışmaları zaten 2010 referandumuyla ortaya çıkan otoriterleşme eğilimlerinin
somut sonuçları oldu.
Dördüncü olarak, AKP iktidarı, izlediği genel
politikalardaki tutarsızlıkları açısından kamuoyunun güvenini yitirmeye
başladı.
Kürt sorununun çözümü konusunda Habur’dan Uludere’ye uzanan büyük
yalpalama, AB konusunda, tam üyelik müzakerelerinin başlamasından, bugün durma
noktasına gelen ilişkilerde görülen büyük değişim, bütün temel politikaları
bakımından AKP’ye olan inancı sarstı.
Beşinci olarak, AKP iktidarı,
devraldığı veya kendi yarattığı sorunları çözemediği gibi, bu sorunların çözüm
çabaları sırasında veya çözümsüzlük noktasına geldiğinde bunların üzerini örtmek
için yeni sorunlar üreten bir duruma düştü.
Örneğin, Uludere konusundaki
büyük fiyasko ve bunun üzerini örtmek üzere başlattığı kürtaj tartışması, durup
dururken ülkede yeni gerilimler ve kamplaşmalar üretti.
Altıncı olarak,
toplumun en önemli kesimleri olan kadınları, gençleri ve öğrenci velilerini,
emekçileri açıkça karşısına aldı.
Kamu işçilerine verilen yetersiz zam, 12
Eylül askeri döneminde bile yasaklanmayan hava taşımacılığındaki grev hakkının
yasaklanması, anlamsız ve lüzumsuz bir kürtaj tartışması, üniversiteye giriş
sınavındaki söylentiler, ilk ve orta öğretimdeki yeni sorunlar, AKP’nin geniş
kitleler arasında algılanan imajını olumsuz etkiledi.
Yedinci olarak,
AKP-Gülen Cemaati ittifakı, iktidar paylaşımı konusunda sorunlar yaşamaya
başladı, çatlaklar kamuoyuna iyice yansıdı; güç odağının kim olduğu konusunda
kuşkular doğdu.
Sekizinci olarak, hukuk devleti ihlalleri ve yargılamalardaki
sorunlar, AKP’ye destek veren AB ve ABD’de bile artık sabırları taşırdı,
uluslararası eleştiriler arttı.
Dokuzuncu olarak, terör gibi, işsizlik gibi,
bağımsız ve tarafsız yargı gibi sorunlar çözülemedi, müzminleşti; fatura elbette
10 yıldır iktidarda olan AKP’ye kesildi.
Onuncu olarak, Suriye konusunda
ortaya çıkan ciddi bir sıcak savaş olasılığı herkesi korkutmaya başladı.
On
birinci olarak, eskiden umutla AKP’ye destek vermiş olan her kesimden vicdanlı
bazı yazarlar, yukardaki gerçeklerin ışığı altında iktidarı eleştirmeye
başladı.
***
Sonuç olarak AKP, değişimi değil statükoyu, çözümü değil
sorunları temsil eden bir rol değişimine uğruyor.
CHP’nin ise eline geçirdiği
kendini ifade etmek ve toplumsal umut olma fırsatını nasıl
değerlendirebileceğini zamanla göreceğiz!